TR EN AR FA
 
İnternet sitemizde yer alan yayınlar, düşünce yazıları niteliğinde olup yazarların ele aldıkları konu hakkındaki bireysel görüşlerini yansıtmaktadır; düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan bir Büro olarak her türlü fikre saygı ve dile getirilmelerinden memnuniyet duyuyoruz. Sitemizdeki yazı ve makalelerde yer alan bilgileri spesifik bir hukuki uyuşmazlığa uygulamadan önce mutlaka bir Avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

GÜNCEL İÇTİHATLAR IŞIĞINDA E- TEBLİGATIN AÇILMASI VE BUNA BAĞLANAN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ*

* Av. Ramazan AKINCI, Stj. Av. Hansa Reyyan BULUT

I. GİRİŞ

Tebligat, Türk Dil Kurumu’nda “bildirim” anlamına gelmektedir. Adli ve idari makamların yapmış olduğu iş ve işlemleri, usulüne uygun olarak bildirmek için yapılan resmi belgelendirme işlemidir. Tebligat yapılması birtakım sonuçlara yol açtığından, tebliğ işleminin mevzuatın emredici hükümlerine uygun yapılmasının hukuk düzeninde önemi büyüktür. Çalışmamızda 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve 30617 sayılı Elektronik Tebligat Yönetmeliği uyarınca e-tebligatın açılması ve buna bağlanan sonuçlar güncel içtihatlar ışığında değerlendirilecektir.

II. İLGİLİ MEVZUAT

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun[1] (bundan sonra kısaca “Tebligat Kanunu”) 1. maddesi “Kazaî merciler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile vakıf yükseköğretim kurumları, il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır.” hükmünü ihtiva etmektedir. Aynı kanunun 7/a maddesi 9. fıkrası ile baro levhasında kayıtlı avukatlara yapılan tebligatın e-tebligat olarak yapılması zorunluluğu getirilmiştir.

Elektronik tebligat adresi, PTT tarafından her gerçek kişi için kimlik numarası, tüzel kişi için sistem numarası esas alınmak suretiyle sadece bir tane olacak şekilde oluşturulur ve sisteme kaydedilir. Tebligat Kanunu 7/a maddesi 4. fıkrasında yer alan “Elektronik yolla yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” şeklindeki düzenleme 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin[2] 9/6. maddesi ile aynen tekrarlanmıştır. UETS aracılığıyla tebligatın sisteme düştüğü ve açıldığı tarih tebligat mazbatasında yazmasına karşın, tebligatın ne zaman yapılmış sayılacağı hukukçuları görüş ayrılığına sürüklemiştir. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarında da bu ikilem gözlenmektedir.

III. KONUYA İLİŞKİN İÇTİHATLAR

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri karşısında, adli yargı mercilerinin elektronik tebligatın tebliğ tarihine ilişkin olarak vermiş oldukları kararları incelemek konu hakkındaki hukuki tartışmaları ve nüansları anlamak için önem taşımaktadır;

· Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 18/09/2019 tarihli 2019/3962 Esas, 2019/16152 Karar sayılı kararında “uyarınca temyiz süresinin gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 8 gün olduğu anlaşılmakla gerekçeli karar temyiz talebinde bulunan dahili davalılar vekiline e-tebligat ile 06.03.2019 tarihinde tebligat alanına başarılı bir şekilde konulduğu, aynı tarihte tebligatın alıcısı tarafından açıldığı, ancak 8 günlük temyiz süresi geçtikten sonra 19.03.2019 tarihinde kararın dahili davalılar vekili tarafından temyiz edildiği, buna göre temyizin süresinde yapılmadığı anlaşıldığından” hükmü ile elektronik tebligatın muhataba ulaştığı tarihte okunmuş olması halinde bu tarihte tebliğ edilmiş sayılacağı ve sürenin de buna göre hesaplanacağı yönünde karar vermiştir. Bu karar karşısında yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 03/12/2019 tarihli ve 2019/7836 Esas, 2019/21446 Karar sayılı kararında bir önceki kararının maddi hataya dayandığını kabul ederek, elektronik tebligatın muhatap tarafından okunup okunmadığına bakılmaksızın ulaştığı tarihten itibaren beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağına karar vermiştir.

· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin kararının temyiz edilmesi üzerine verdiği 2020/4705 Esas 2020/5976 Karar sayılı kararında Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 9/6 maddesine uygun olarak; “… davalı kadının vekilinin elektronik posta hesabına 17/01/2019 tarihinde konulmuş olan mahkeme kararına karşı istinaf itirazı için iki haftalık yasal istinaf süresi 22/01/2019 tarihinde başlamış sayılmakla, 04/02/2019 tarihinde yapılan başvurunun süresinde sayılması gerekirken, hatalı değerlendirme ile istinaf başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapıldığı kabul edilerek usulden red kararı verilmesi doğru görülmemiş ve istinaf incelemesi yapılmak üzere bozmayı gerektirmiştir." şeklinde oybirliğiyle karar vermiştir.

· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2019/623 Esas 2020/9 Karar sayılı kararında “… 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinde muhatabın elektronik tebligatı tebellüğ etmiş sayılacağı tarihe ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. […] Bunun sonucu olarak elektronik tebligatta tebellüğ tarihi elektronik tebligatın muhatabın elektronik posta hesabına ulaştığı veya okunduğu tarih olmayıp, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonu olmaktadır. Böylelikle, muhatabın kayıtlı elektronik posta hesabını kontrol etmemek suretiyle tebliğin sonuçlarını geciktirmesi ihtimali mümkün olmayacaktır.” şeklinde karar vermiştir.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2020/1187 Esas, 2020/4264 Karar sayılı kararında, “İlgili yönetmelik uyarınca elektronik mesajın tamamı iletilmeden delil kaydı oluşturulmamaktadır. Tebligat muhatabı tebligatı açtığında delil kaydı oluşturulmaktadır. Bakanlık düzenlenmesi uyarınca söz konusu delil kaydı, tebligatın alıcısı tarafından okunduğu anlamına gelmektedir.” şeklinde karar vermiştir. Bu kararında Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, temyiz süresinin başlangıcını hesaplarken elektronik tebligatın açıldığı tarihi tebliğ tarihi olarak esas almıştır.

IV. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve birbirleri ile çelişen Yargıtay kararları ışığında değerlendirmelerimizi sunmadan önce bizlere değerlendirmemizde yol gösterici olacak yorum yöntemlerinden kısaca bahsetmekte fayda vardır. Kanunların yorumunda kullanılan amaçsal yorum, lafzi yorum, tarihsel yorum ve sistematik yorum olmak üzere temelde dört yorum yöntemi bulunmaktadır.[3] Aşağıda bu yorum yöntemleri ışığında çalışmamıza konu Tebligat Kanunu madde 7/a fıkra 4 hükmü değerlendirilecektir.

a) Amaçsal (Gai) Yorum Yöntemi Açısından Değerlendirme

Bu yorum türünde kanun koyucunun asıl amacı nazara alınarak değerlendirme yapılmaktadır. Kanunun özü sadece kuralın sözünün anlattığını doğrulamak ya da genişletip, daraltmak için değil, bunların önünde gelen bir çaba olan amacın belirlenmesi anlamında kullanılmıştır. Amaca göre yorum kuralın yasadaki yeri dışında, kuralla ilgili daha geniş ölçekli ve kapsamlı bir değerlendirme işlemidir. 21. yüzyılda “kanunların tamlığı” ve “hukuk kuralları arasında çelişme olmayacağı” ilkesi benimsendiğinden kanuni düzenlemenin tam olması beklenmektedir. Bu ilkeler ışığında Tebligat Kanunu 7/a, maddesi 4. fıkrasında geçen “sayılır” ibaresinin muhatabın tebligatı açmama ihtimalinin düzenlemesine ilişkin olduğunun savunulması yerinde değildir.

b) Lâfzî (Gramatikal) Yorum Yöntemi Açısından Değerlendirme

Hukuk kuralını oluşturan sözcüklerin çözümlenmesi ve buna göre kuraldaki anlamının saptanmasıdır. Kanunun her yorumunda lâfzî yöntemin (interpretation litterale) kullanılması kaçınılmazdır. Söz olmadan kural olmayacağına göre; yorum için, işe sözcüklerden başlamak gerekir. Kuralın önce sözüne bakılacak, sonra bunun yasanın ilgili bölümündeki yeri, konumu ve öteki kurallarla ve yasalarla olan ilişkisi göz önünde tutularak bir değerlendirme yapılacaktır. Böylece söze göre saptanan anlamın doğruluğu kesinleşecektir. Kanunun sözünden uzaklaşarak, fazla genişletici yorumlar yapılmaması “Verba sunt indices animi” (kelimeler niyetlerin göstergesidir) temel ilkesiyle ifade edilmektedir.

Değerlendirmeye konu Tebligat Kanunu 7/a maddesi 4. fıkrası “Elektronik yolla yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” hükmünün lafzından tebligatın yapılma zamanı ve işbu tebligata bağlanan sonuçların başlama günü olarak, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını kararlaştırdığından sürenin daha önce başladığının düşünülmesi mümkün görünmemektedir.

c) Tarihsel Yorum Yöntemi Açısından Değerlendirme

Bu yorum yönteminin isminde bulunan tarihsel sözcüğü genel anlamda değil belli bir yasa bağlamında kullanılmıştır. Yani bu yorum yönteminin esası, yasa kuralının yorumu için, hazırlık evresinden yasalaşmasına kadar geçen dönemdeki malzemeye başvurulmasıdır. Her yasa yürürlüğe konuluncaya kadar çeşitli aşamalardan oluşan bir süreçten geçer. Bu yöntemin uygulanması tek başına bir değer taşımazken, tamamlayıcı olarak başvurulması halinde makul sonuçlar ortaya çıkardığı kabul edilmektedir.

İşbu çalışmaya konu kanun maddesinin; gerekçesi, kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik, hükümet tasarısı ve önerge metninde elektronik tebligatta sürenin başlangıcına ilişkin herhangi bir ibareye yer verilmemiştir. Kanun koyucu e-tebligat mazbatasının açılıp açılmaması ihtimalini açık olarak düzenlemediğinden ve de bunu da amaçlamadığından tebligatın her halükarda kanunla tayin edilen beş günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir.

d) İşlevsel Yorum Yöntemi Açısından Değerlendirme

Bu yorum yöntemi, başlı başına bir yorum yöntemi olmaktan çok, öteki yöntemlerin topluca uygulanması sayılabilir. Bu yorum yöntemi uyarınca yorumlanacak hüküm, bu hükmün içinde bulunduğu sistemin üst normları da dikkate alınarak yorumlanmalıdır. Bu yöntemin uygulanmasında, hukukun tüm kurallarıyla uygulanmasında uyumlu ve tutarlı bir bütün oluşturduğu gerçeğinden yola çıkılarak belli bir kuralın o bütün içerisindeki yerine bakılarak anlamlandırılmasına çalışılmaktadır.

Tebligat Kanunu’nda “sayılır” ibaresi 17 defa geçmektedir. Örneğin Tebligat Kanununun 20. maddesinde “Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21’inci maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18’inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren on beş gün sonra yapılmış sayılır.” hükmü ile tebligat muhatabının geçici olarak başka yere gittiği tespit edilmesi ve tebliğ adresinde tebligat yapılacak şahıslardan birinin bulunmaması halinde tebliğ evrakının muhtara bırakılıp ihtarnamenin kapıya yapıştırıldıktan 15 gün sonra tebligatın yapılmış sayılacağını düzenlemiştir. Geçici olarak başka yere giden muhatabın 15 günden önce veya sonra tebligatı öğrenmesi sonuca etkili olmayacaktır. Bu düzenleme ve kanunda “tebliğ edilmiş sayılır” ibaresinin geçtiği diğer maddeler ile kanun koyucu tebligatın tebliğ edildi sayılarak tebliğ tarihini net olarak belirlenmek suretiyle davacı/alacaklının hak kaybına uğramasının önüne geçilmek istenmektedir.

Hukukumuzda süreler tefhim, tebliğ ve öğrenme olmak üzere üç şekilde başlamaktadır. Tefhim, hükmün duruşmada hazır bulunanlara net olarak açıklanması olduğundan tebligat ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması gibi bazı durumlarda kanun koyucu sürenin başlangıcı olarak “öğrenmeyi” esas almaktadır. Muhatabın elektronik tebligat adresine gelen tebligatın posta kutusuna düşmesi ile beş günlük süreden önce açması halinde mevzuatın süre başlangıcı olarak öğrenmeyi esas aldığı durumlar bakımından süre başlayacaktır. Muhatabın tebligatı hiç açmamış olması halinde ise tebligatın posta kutusuna düşmesinden beş gün sonra tebliğ almış sayılacağından öğrenme olgusu da beş gün sonra gerçekleşmiş olacaktır. Kanunun öğrenmeyi esas aldığı durumlarda, tebligatın yapılması ile öğrenme olgusunun gerçekleşmediği iddia edilemezse de sürenin başlangıcının tebliğe bağlandığı durumlara elektronik tebligattan beş günlük süreden daha önce haberdar olunduğunun ileri sürülerek tebliğ tarihinin öne alınması mümkün görünmemektedir.

Genel kanun olan 4721 sayılı Medeni Kanun 1. maddesinde yer alan “Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” hükmü hukuk boşluğunun varlığının kabulü için uyuşmazlıkla alakalı kanun, örf ve adet hukukuna göre uygulanabilir hüküm bulunmamasını şart koşmaktadır. Aksinin kabulünün gerekçesi oluşturulamayacağından[4] hukuk boşluğu olmayan durumda kanun koyucu yerine geçilerek görev gaspına sebebiyet verecektir. Yargı kararlarının hüküm fıkrasının “yeterli” bir gerekçeye dayanması lazımdır. Yasaların günün ihtiyacı ve değişen somut gerçekliğe bağlı olarak yorumlanması uygulama aşamasında istikrarsızlığa yol açacaktır. Hukuk kurallarının uygulanması bakımından tutarlı bir sistematik oluşturulmalıdır. Bizce anılan hükmün lafzı uygulama amacı bakımından yeterlidir. Elektronik tebligatta sürenin başlangıcına ilişkin kanun metninde boşluk bulunmadığından kanun hükmünün lafzı ve “sayılır” ibaresinin kanunun diğer maddelerindeki geçtiği yerlerdeki sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

V. SONUÇ

Hukukta yorum teorileri ve ilkelerin kümülatif değerlendirilmesiyle varılan sonuca göre; elektronik tebligatın posta kutusuna düşmesi üzerine kanunla tayin edilen beş günlük süreden önce açılmış olması halinde bu tarihte tebliğ edilmiş sayılacağı ve sürenin de buna göre hesaplanacağı önermesi bizce hatalıdır. Zira kanun hükmünde alenen gösterilen husus, tebligatın yapılmış sayılacağı gün olup, sürenin daha önceden başladığına ilişkin varılacak her sonuç bizi kanunun deyiminden ve amacından uzaklaştıracaktır.



[1] 11/02/1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu (19/02/1959 tarih ve 10139 sayılı Resmi Gazete), bundan sonra kısaca “Tebligat Kanunu”.

[2] Elektronik Tebligat Yönetmeliği (06/12/2018 tarih ve 30617 sayılı Resmi Gazete).

[3] Yorum yöntemleri hakkında bkz. Aydın Aybay, Rona Aybay ve Ali Pehlivan, Hukuka Giriş, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016.

[4] Hukuk kuralının doğru uygulanması ve yorumlanabilmesi için hukuk kuralının kabul edilmesinin ’’yeterli neden veya nedenlerin’’ bildirilmesi zorunludur. Bu yönde bkz. Yaşar Karayalçın, Aynur Yongalık, Hukukta Öğretim-Kaynaklar-Metod, İstanbul, Türkiye İş Bankası A.Ş. Vakfı, 2020, s.176.

Yol Tarifi