TR EN AR FA
 
İnternet sitemizde yer alan yayınlar, düşünce yazıları niteliğinde olup yazarların ele aldıkları konu hakkındaki bireysel görüşlerini yansıtmaktadır; düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan bir Büro olarak her türlü fikre saygı ve dile getirilmelerinden memnuniyet duyuyoruz. Sitemizdeki yazı ve makalelerde yer alan bilgileri spesifik bir hukuki uyuşmazlığa uygulamadan önce mutlaka bir Avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Uyarınca “Aynı veya Ayırt Edilemeyecek Derece Benzerlik” Dolayısıyla Mutlak Ret ve Uygulaması

Av. Eylül Ezgi AKŞİT

Markaya Genel Bir Bakış

Marka, bir işletmenin diğer işletmelerden ayırt edilmesini sağlayan bir işarettir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda (“SMK”) belirtilmiş olduğu gibi; marka, sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.

İşletmenin, markanın sağladığı 10 yıllık korumadan yararlanabilmesi için ilgili markanın Türk Patent ve Marka Kurumu’na (“Türk Patent”) başvuruda bulunularak tescilletilmiş olması gerekmektedir. Ancak, marka tescil başvuruları SMK’nin 5. ve 6. maddesinde sayılan hallerde kısmen veya tamamen reddedilebilmektedir. Madde 5’te mutlak ret nedenleri sayılmış olup bu nedenler Türk Patent tarafından resen dikkate alınan nedenlerden oluşmaktadır. Madde 6’da sayılan sebepler ise nispi ret sebepleri olup Türk Patent tarafından itiraz üzerine değerlendirilmektedir.

SMK Madde 5/1-ç

Bu inceleme yazısının konusunu oluşturan ve Türk Patent tarafından resen incelenecek mutlak ret sebeplerinden birisini içeren Madde 5/1-ç’nin metni şu şekildedir: “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler.

“Aynı veya Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzer” Ne Demektir ve Bu İfade Neden Dar Yorumlanmalıdır?

SMK madde 5/1-ç’ye göre bir marka tescil başvurusunun reddedilmesi için aranan temel kıstas aynı ya da aynı türden mal veya hizmet ile alakalı daha önce tescil edilmiş bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerliktir. Bu hüküm, Avrupa Birliği mevzuatında yer almayıp mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile (madde 7/1-b) Türk Hukuk mevzuatına dâhil olmuştur. Dolayısıyla oldukça geniş bir şekilde yorumlanabilecek olan bu madde, yerleşik Yargıtay içtihatları ile kısıtlanmakta ve dar bir şekilde yorumlanması esası benimsenmektedir. Bu itibarla, maddede sözü geçen ayniyetten anlaşılması gereken birebir aynı, tıpatıp, özdeş, farksız veya kopya olma durumudur.

İşbu maddenin neden dar yorumlanması gerektiği konusu, öncelikle SMK’nin bir diğer maddesinin incelenmesi ile daha iyi anlaşılacaktır. SMK madde 6/1’e bakıldığında ilgili maddenin içeriğinin “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” şeklinde olduğu görülmektedir. İşbu madde ile madde 5/1-ç’nin içeriğinin benzer olduğu ve tescilli marka ile tescil başvurusu yapılmış olan marka arasındaki benzerliğin derecesine göre farklı yaptırımların öngörüldüğü ortadadır.

Kanun koyucunun böyle bir derecelendirmeye gitmekteki amacı aslında son derece açıktır. Günlük hayatta, firmaların faaliyet alanları aynı veya farklı olabilmekte ve buna bağlı olarak sundukları mal ve hizmetler de farklılık göstermektedir. Mal, hizmet, faaliyet alanı çeşitliliğinin yanı sıra firmaların markaları renk, şekil, fonetik ve anlamsal yönden de farklı olabilmektedir. Bu durum markaların zaten farklı algılanmasını sağlamakta, bir diğer deyişle firma markalarının halk tarafından ayırt edilmesini doğal olarak kolaylaştırmaktadır. Hal böyleyken, Yargıtay isabetli olarak madde 5/1-ç’nin dar yorumlanması ve yalnızca objektif bir şekilde ayırt edilemeyecek derecede benzerlik durumunun mutlak ret sebebi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Uygulamaya bakıldığı zaman ise, Yargıtay’ın yerleşik görüşüne rağmen Türk Patent tarafından ilgili maddenin son derece geniş bir şekilde uygulandığı ve başvuru konusu marka ile tescilli (ya da tescil sürecinde olan) marka arasındaki ufak bir benzerliğin dahi mutlak redde konu edildiği görülmektedir. Bu uygulama çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir.

Her şeyden önce, geniş yorum yapılması piyasanın kısıtlanması anlamına gelmekte ve yukarıda sözü geçen farklı veya benzer alanlarda faaliyet göstermekle birlikte, çeşitli alanlarda hizmet veya mal sunan firmaların çeşitliliği/çokluğu baskılanmaktadır. Ayrıca, Madde 5/1-ç’nin Türk Patent tarafından uygulamada geniş yorumlanıyor olması nedeni ile çok sayıda başvuru tescil aşamasında reddedilmekte, süreç yavaşlamakta ve her ne kadar çoğunlukla (Yargıtay’ın yerleşik görüşü nedeni ile) tescil işlemleri yargı sürecinden sonra olumlu olarak sonuçlanmakta ise de bu süreçte epey bir vakit kaybedilmiş olmaktadır. (Yargıtay 11. HD, 2019/4962 E. – 2019/8158 K., Yargıtay 11. HD, 2014/4906 E. – 2014/10303 K.) Kaldı ki; Türk Patent uygulaması nedeni ile madde 5/1-ç ile madde 6/1 arasındaki fark soyutlaştırılmakta, maddeler iç içe geçmekte ve iki maddeden bir tanesi “işlevsiz” hale gelmektedir.

Sonuç

Açıkça görüldüğü üzere Kanun’un amacı markaların sağladığı korumayı güvence altına almak, markaların taklit edilmesinin ve/veya konu hakkında ortalama düzeyde bilgi sahibi olan halk tarafından markaların karıştırılmasının önüne geçmektir. Nitekim Yargıtay’ın benimsemiş olduğu görüşe göre de; iki markanın benzerliği, ortalama tüketicinin ilk bakıştaki algısı üzerinden değerlendirilmelidir. Hal böyleyken, Türk Patent tarafından ufak benzerliklerin dahi mutlak ret sebebi olarak değerlendirilmesi kanunun amacına aykırı olmakla birlikte, yerleşik Yargıtay içtihatları ile de çelişen bir uygulamanın varlığına sebep olmaktadır. Tüm bu nedenlerle, SMK madde 5/1-ç’nin dar yorumlanması ve bu sayede mağduriyetlerin önüne geçilerek markalaşmanın zorlaştırılmaması gerektiği görüşündeyiz.

Saygılarımızla,

ESİS HUKUK BÜROSU

Yol Tarifi